İKİ ASIRLIK HASRET: HAYMANA’DA PALU’YU BULMAK – 2
Geçen haftadan devam…
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittik.
Kapıyı çalıp içeri girdik.
— “Buyurun.”
Kendimizi tanıttık.
— “Biz Elazığ’ın Palu ilçesinden geliyoruz.”
Sözüm daha bitmeden Enver Bey yerinden kalktı.
Gözleri dolmuştu.
Kollarını açarak bize sarıldı.
— “Asıl Palulu benim!”
O an odadaki yabancılık tamamen ortadan kalkmıştı.
Çaylar geldi.
Uzun uzun sohbet ettik.
Enver Bey ailesinin hikâyesini anlattı.
— “Bizim büyüklerimiz, 1800’lü yılların başlarında Palu’dan ayrılıp Haymana’nın Yenice (Sındıran) bölgesine yerleşmişler.”
— “Biz kendimizi hâlâ Palulu biliriz.”
Yanımda getirdiğim “Palu Tarih, Kültür, İdarî ve Sosyal Yapı” kitabını kendisine hediye ettim.
O da bize, Hamdi Çeker, Faik Coşkun ve kendisinin birlikte hazırladığı “Dünden Bugüne Yenice ve Şeyhbızınlar” adlı kitabı armağan etti.
Sonra içten bir davette bulundu.
— “Kurban Bayramı’nda mutlaka Yenice’ye gelin.”
***
Bayramın dördüncü günü yine üçümüz birlikte Yenice’ye gittik.
Enver Bey bizi köy girişinde karşıladı.
— “Önce Hamdi Hocaya gideceğiz.”
— “Kendisi emekli öğretmen. Bu konuda size daha fazla bilgi verebilir.”
Ev sahibi büyük bir misafirperverlikle bizi ağırladı.
Sohbet ilerledikçe ilginç bir tesadüf daha ortaya çıktı.
Hamdi Çeker’in, Konya Yüksek İslâm Enstitüsü ve daha sonra Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki hocamız Prof. Dr. Orhan Çeker’in ağabeyi olduğunu öğrendik.
Söz, doğal olarak geçmişe geldi.
Hamdi Hoca, Şeyhbızın aşiretinin tarihini ayrıntılarıyla anlattı.
— “Aslımız Irak’ın Süleymaniye tarafıdır.”
— “Şeyhbızın aşireti uzun yıllar konar-göçer yaşadı.”
— “Aşiretin bir kolu bilinmeyen bir sebeple Palu’ya geldi.”
— “Ne kadar kaldığımızı tam bilmiyoruz; fakat o kadar benimsemişiz ki kendimizi Palulu saymışız.”
Bir süre sustu.
Sonra devam etti.
—“ 1700’lü yılların sonu ile 1800’lü yılların başlarında aşiretin büyük bölümü Palu’dan ayrılarak Haymana civarına geldi.”
— “Bir müddet göçebe yaşadık.”
— “Daha sonra Osmanlı Devleti bizi Yenice’ye iskân etti.”
Bekir Ali Demirel araya girerek:
— “Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’da güvenliği sağlamak ve üretimi artırmak amacıyla birçok konar-göçer aşireti yerleşik hayata geçirdiği bilinen bir tarihî gerçektir. Şeyhbızın aşiretinin Yenice’ye yerleştirilmesi de bu iskân siyasetinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.”
Hamdi Hoca sözlerini şöyle tamamladı.
— “İki asır geçti.”
— “Ama biz çocuklarımıza hep Palulu olduğumuzu anlattık.”
— “Palu’yu hiç unutmadık.”
— “Onun için bize bu bölgede Palaniler yani Palulular derler.”
***
Sohbetin ardından Yenice’nin sokaklarında yürümeye başladık.
Bizi görenler Enver Bey’e yaklaşıyorlardı.
— “Misafirler kim?”
Enver Bey gururla cevap veriyordu.
— “Palu’dan geldiler.”
Bu söz adeta bütün beldeye yayıldı.
İnsanlar etrafımızı sardılar.
— “Hoş geldiniz.”
— “Atalarımızın memleketinden geldiniz.”
— “Hele bakın atalarımız, dedelerimiz, babalarımız gelmiş!”
— “Sefalar getirdiniz.”
O samimiyet karşısında duygulanmamak mümkün değildi.
Yüzyıllar önce başlayan bir göç, aradan geçen iki asra rağmen insanların hafızasında yaşamaya devam ediyordu.
Yenice’de dikkatimizi çeken bir başka husus da kültürel devamlılıktı.
Aradan iki yüz yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen yaşlıların önemli bir kısmı hâlâ Kürtçe konuşuyor, özellikle yaşlı kadınlar Palu köylerinde gördüğümüz geleneksel kıyafetlere çok benzeyen giysiler giyiyorlardı. Dilini, kültürünü ve hatırasını koruyan bu insanlar, geçmişle bağlarını koparmamışlardı.
O gün Yenice’den ayrılırken yalnızca tarihî bir göçün izini bulmuş değildik.
İki asırdır yaşatılan bir hafızaya, unutulmayan bir memlekete ve ömür boyu sürecek bir dostluğa da şahit olmuştuk.
Enver Yurtdaş’ı tanımış, Haymana’da yaşayan Paluluların gönlünde Palu’nun hâlâ canlı olduğunu görmüş ve tarihin bazen arşiv belgelerinden çok insanların hafızasında yaşamaya devam ettiğini bir kez daha anlamıştık.
Not: Yenice Köyü, eski adı olan Sındıran ismini yeniden almıştır.
18.08.2026
Süleyman Yapıcı
Günışığı Gazete